29 Mart 2008 Cumartesi

Zeki Alasya Metin Akpınar


Haybeden gündem yarattık, kendimizi Türk sinemasındaki ikililerin içinde bulduk. O hâlde ikili deyince ilk akla gelen ikiliyle devam edelim. Farkındayım cümlenin kakofoni içerdiğinin, bu durum o kadar önemli olsaydı emin olun değiştirir başka cümle kurardım.

Zeki ve Metin filmleriyle büyüyen birden fazla kuşak var Türkiye'de. Biz de ucundan kıyısından yakalamışız onlarla büyüyen son kuşak olarak. Eşzamanlı olmamış belki ama yeni kurulan özel televizyonların elinde kısıtlı malzeme olduğundan aynı filmleri defalarca izlemişiz, iyi ki de izlemişiz. (Kakofoni değil, tekrir bu defaki.) Ne var ki, Devekuşu Kabare zamanını ıskalamışız ne yazık ki. (Evet, devam edeceğim. Kakofoni yahut tekrir ne fark eder?) İşte o Devekuşu Kabare'den Galatasaray - Fenerbahçe rekabeti ile alakadar bir kuple, ki en güzel bölümlerden biridir kanımca:



Aslında Zeki - Metin ikilisinin uyumundan, yollarını ayırdıktan sonra Zeki Alasya'nın gereksiz yönetmenlik sevdasından, Metin Akpınar'ın yanlış proje seçimlerinden, beraber oynadıkları son Güle Güle filminin ve ikisinin yılların eskitemediği başarısından, Zeki Alasya'nın başkomiseri canlandırdığı Türk Sineması'nın son dönemdeki en iyi komedi filmi Pardon'dan, Metin Akpınar'ın insanlığından, Sarıyer'de bir ayakkabıcının kendimi bildim bileli tüm gün kasetten Zeki - Metin kayıtları dinlemesinden falan da bahsedecektim, ama şunu izledikten sonra insan her şeyi bırakıp Zeki-Metin ikilisinin parodilerine gömülmek istiyor. Söz, sonra anlatırım bunları.

Hiç yorum yok: