29 Mayıs 2008 Perşembe

Üçgenler


Ali'nin üçgenidir bu çizdiğim
Nerde Öklid'in üçgenleri bu nerde
Na şunlar üç açısı üçü de yoksul
Biri sıfırın altında sekiz derece
Birine atan atmış tekmeyi işi yaş
Biri sizden bir sigara istiyor
Sadece bir sigara ne sandınız
Ne şu
Ne bu
Sadece bir sigara istiyor tüttürsün
Nerde Öklid'in üçgenleri bu nerde

Bu da Süheyla'nınki işte aynı
Her yerde görülen herhangi bir üçgen
Bir kenarını yamuk çizmişler Üsküdar'a gidiyor
Bir kenarına istesek her akşam rastlayabiliriz
Bir kenarı da bir terzinin makasına komşu allah versin
Kendi lafına bakarsanız bunu üşümemek için yapıyor
Sadece üşümemek için ne sandınız
Ne şundan
Ne bundan
Sadece üşümemek için bu kışta kıyamette
Kendi kendine yetmeyen zavallı bir üçgen

İşte bu da kimbilir kiminki
Bir de dik açısı var ama ne dik açı
En ufak tepeleri o yaratmış sanırsınız
Çalgıcının biridir belki de macun satan
O şarkı senin bu şarkı benim istanbul'da
Elinde bir keman var sadece bir keman
Ve alaturka
Eski
Üçgenler var üçgenlerde ortak noktalar
Üçgeninizi çiziyorum var mı kendine güvenen
Bayanlar baylar


Cemal Süreya

23 Mayıs 2008 Cuma

Hadi Oradan Türkiye'nin Popülistleri!

HAYDİ TÜRKİYENİN ASLANLARI...*

Çıkacağınız bu şerefli yolda, yetmiş milyon tek yüreğiz...
İnancın; zafere ve ülkemin güzel insanlarına sevgi çığlıkları attırması için bir kere daha...
Siz asilliğinizi, atalarımızın asil kanından almış Türk Gençleri'siniz;
her maçta, her sahada yenmeye çıkan sizsiniz..
Rakip kim olursa olsun, Ülkemi coşturan yine sizsiniz...

Şehit kokar ülkemin taşı toprağı
Al kanla boyadık biz bu bayrağı
Yetmiş milyon tek yürekte birleşmiş
Gönlümüzde kuruldu onbir aslan otağı

Kırmızı beyazdır rengimiz Türk oğlu Türk'üz hepimiz
Sevgi dostluk var olsun Türkiyem şad olsun
Bu maçta da, her maç gibi kazanmaya and olsun
"Ne mutlu Türk'üm diyene"

Bülent Uygun

*İmla hatalarının tamamı "şairin" kendisine aittir.

Ne demeli? Ataların asil kanı, şehit kokan ülke toprakları, yine kan, kanla boyanmış bayrak, otağ, Türk oğlu Türk... Sorsan spor sevgi, dostluk ve kardeşliktir. Mükemmel yazmışsın Bülent Uygun, aferin sana. Edebi değeriyle, okuyanlara yaşattığı yoğun duygu fırtınasıyla şiirde çığır açmışsın, aferin!

Ben de kalkmış bir aşağıda neler yazıyorum. Halt etmişim. Milli Takım kazansa ama faşistler öyle bir kaybetse ki sokağa çıkmasa... Olmuyor mu?

Ek: Ben de yazmıştım Milli Takım'a destek şiiri, buraya da koyayım:

Ey Türk oğlu Türk, sensin allame-i cihan
Bir Türk dünyaya bedel derler, buna inan
İçinde bulunduğumuz, birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz bu kritik günlerde
Bochum'a gitti Bursasporlu Sinan

Madem Türksün, göster ürksün
Sen bu dünyada hep en büyüksün
Alman da kimmiş, ey pis adam
Seni ezim ezim ezeceğiz yarın akşam

Ey asil kanlı Emre, kol da yetmez bacak salla
Sivasspor'daydı en son Muhammed Kalla
Avrupalı kızlar Türk erkeklerine hasta
Elenmeselerdi finalde İtalya'yı yapacaktık pasta.

Türk'ün Türk'ten başka dostu yok
Milli Takım çok başarılı, çok
Avrupa titreyecek ayak seslerimizle
Euro 2008'in şampiyonu Türkiye

20 Mayıs 2008 Salı

Kardeşim Bir Pilottu

Bir pilottu kardeşim.
Güzel bir günde emri geldi.
Hazır etti çantasını,
güneye doğru koyuldu yola.

Bir fatihti kardeşim.
Yerimiz yoktu yaşamaya.
Topraklar ele geçirmekti
öteden beri hayalimiz.

Kardeşimin fethettiği yer şimdi
Guadarrama dağlarında.
Boyu tam bir seksen,
derinliği bir elli.


Bertolt Brecht

18 Mayıs 2008 Pazar

Samimiyetsizlik

Gündemi daha çok Bianet'ten takip ediyorum, en samimi ve hesapsız bulduğum site o çünkü. Nadire Mater'in danışmanlığında ve Ertuğrul Kürkçü'nün koordinatörlüğünde yayın yapan ve haberleri çarpıtmadan sunan bir nevi internet gazetesi Bianet.

Az önce günün ilk haberlerine göz atmak için tıkladım Bianet'i. Salı günü yayımlanmış Mustafa Sönmez imzalı bir makale gördüm, başlığı şu: "Ulusalcı İzleyiciden Tepki: Kanaltürk'ü Satanı Biz de Satarız". İçeriği de başlığı yansıtıyor. Şimdi... Tuncay Özkan'a inanıp destek vermiş olan insanları görüyoruz, görmediklerimizi de sağda solda okuyoruz. Hâlâ hükûmet baskısıymış, Türkiye üzerine oynanan oyunlarmış, gizli devlet politikalarıymış vesaire vesaire... Bu adama bu geçmişine rağmen inanmış insanların fikirlerini Kanaltürk'ün satışı zaten değiştirmeyecektir, zira bu satışın da illa ki o insanın inanacağı bir kılıfı olacaktır, olmuştur da. Ha, yok mudur "Yok arkadaş, Tuncay düştü benim gözümden, benim için her şey bitmiştir bu saatten sonra" diyen? Vardır illa ki, ama şu bir gerçek ki sayıca az bu insanlar. Neredeyse bütün bu "kaçkişiler" Tuncay Özkan'ın oluşturacağı yeni hareketi beklemekte. Dolayısıyla da "Kanaltürk'ü satanı biz de satarız." şeklinde bir tepki varsa dahi, bu bütün bir gruba mal edilemez. Edilirse, bunun Tercüman'daki "Türk Halkı Haykırıyor", "Katil Ermeni", Zaman'daki "Ülkücü öğrenciler, solcuların provokasyonuna gelmeyip sağduyulu davranarak okulu terk etti, solcu öğrenciler jandarmaya taşlı sopalı saldırılarda bulundu", "Meclise yürümek isteyen sol sendikalar polisi taşladı", SoL'daki "Alınmasalar uykuda darbe yapacaklardı", Antu'daki "Galatasaraylıların hepsi vatan haini", Osman Tanburacı yazısındaki "Fenerbahçe, dandik Chelsea'ye elendi" gibi saçmalıklardan farkı kalmaz.

Biz Bianet'i -tarafsızlığı demeyeyim de- objektifliği yüzünden seviyoruz. Böyle hesaplı kitaplı, okuyucunun fikirlerine tecavüz mahiyetinde yazılar çıkacaksa okumayalım. Yakışmamış.

Bir Gün Gelir Kinimizi Dökeriz Aman

35

Vay Be


Çok önce olmuş bu, ben yeni görüyorum. Şaşırdığımı söyleyeyim. Küçümseriz ederiz de, cesaret ister bunu söyleyebilmek. En azından bugün için. "Helal olsun Bülent Abla!" diyorum yarı-ciddi bir vaziyette.

Ebru Gündeş'e yorum yapmıyorum vazgeçtim. Eskiden Ercan Saatçi de yok muydu bu jürilerde, tam yakışırlarmış yan yana...

(Tabii Youtube bir açılıp bir kapanınca izlemek her zaman mümkün olmuyor. Bir saat önce açıktı, şimdi kapalı, belki yarın öğleden sonra bir süreliğine daha açılır. Bizim güzel ülkemiz...)
(Not yazdım, bitirdim, yayımladım; o arada açılmış. Çok güzel yahu! Eğlenceli olsa gerek, aç kapa aç kapa... Ben büyüyünce yuğtub şaltercisi olucam amca.)

17 Mayıs 2008 Cumartesi

Back-Up

Reklamcılık öğrencisiyim, bilmiyorum sebebini. Yaptık bir saçmalık, şimdi okula gittiğim yok, reklamcı olmam gibi bir ihtimal olmadığı gibi. Hadi ihtimal yok demeyeyim de, zor diyeyim. Eğlenceli bir meslek, birçok yönden bana da uygun ama uygun olmayan şeylerden dolayı istemiyorum işte. Oysa çalışma şartları benim kriterlerime uysa, camiası mide bulandırıcı insanlarla dolu olmasa benden iyi reklamcı olur, bundan eminim.

Hep böyle derdim, insanlar da benden iyi reklamcı olacağını iddia ederdi ama elimizde bir veri yoktu, yanılıyorduk belki de. Birkaç hafta önce yanılmadığımı anladım. Şöyle ki, ilk kez yaratıcılık konulu bir proje verildi. İlan yapacağız, ya Absolut'e, yahut Boyner'in Back-Up hizmetine. Boyner'in Back-Up hizmeti şöyle bir şey; üye olduğunuzda günün 24 saati aklınıza gelebilecek her türlü konuda arayıp yardım isteyebiliyorsunuz. Gecenin bir yarısı canınız pasta çekerse, arabanızın anahtarını kaybederseniz, kaza geçirip yolda kalırsanız, herhangi bir konuda bilgiye gereksinim duyarsanız; her durumda arayabiliyorsunuz işte. Ayrıntılı bilgi şurada.

Ben Back-Up'ı seçtim Absolut yerine. Normalde projeleri yaptığım pek görülmemiştir ama bunu severek yapardım, en güzel şekilde de yapmak istiyordum. Yine de klasik öğrenci davranışı devreye girdi, son günün son saatlerine sarktı ödev yapma işi. O zamana kadar aklıma bir şeyler gelmişti ama uzun uzadıya da düşünmemiştim. Son gece düşündüm, Genco'nun da büyük katkılarıyla büyük ölçüde içime sinen bir ödev hazırladık. Ve okula geldiğimde hayretle karşılanan ben, bir proje ödevinde bölümün en yüksek notunu aldım. Biraz daha geniş vaktimiz olsa daha iyisi olurdu diyemeyeceğim, zira her şekilde son ana kalacaktı bu proje. Yine de daha çok vakit ayırsaydım daha iyisinin de olabileceğini söylemeliyim.

Aşağıya ilanı, onun da altına bölüm başkanı olan hocamıza yazdığım notu koyuyorum:

29.04.2008

Notlar:

Öncelikle itiraf etmeliyim ki ödev aceleye geldi. İlk başta Absolut’le ilgili bir ilan hazırlamıştım, içime sinmeyince son gün bunu yapmaya karar verdim. Bu ilan ise içime sindi ama aceleyle yazdığım klasik slogandan kendim de nefret ettim. Eğer biraz daha programlı davranıp son dakikaya bırakmasaydım metin ve slogan kısmını daha güzel hale getirebilirdim. Grafik işinden ise hiç anlamıyorum, elimden bu kadar geldi.

Neticede fikri ön plana çıkarmak istedim. İlk başta ödev mantalitesiyle klasik bir ilan hazırlayacaktım. Kız arkadaşının doğumgünü pastasını düşüren bir erkek resmi bile çektik arkadaşlarla bunun için ama sonradan düşündüm ki, bu rezalet bir fikirdi! Back-up’ın ne kadar çok işe yaradığını göstermek için tersten düşüneyim dedim, yapamayacaklarından yola çıktım. Bunun için de çeşitli alternatifler ürettim, aslında bana öyle geliyor ki bu alternatiflerle başarılı bir reklam kampanyası hazırlanabilir.

“Sevgilim beni terk etti, lütfen geri getirin’’ diyen çaresiz bir adam, diğer yanda sevgilisinin başka biriyle mutlu resmi aklıma gelen fikirlerden bir tanesiydi. Böyle birkaç ilandan sonra gündem takip edilebilir. Aklıma ilk gelen, belki biraz popülist ama Euro2008 Avrupa Şampiyonası döneminde (farz edelim ilk maç Portekiz’le olsun ve kazanalım) Portekiz formalı futbolseverin “Türkiye’ye kaptırdığımız 3 puanı getirin” gibisinden bir yakarışı, yanda Türkiye’nin gol sevinci ve Back-Up’ın “Türkiye’ye destek verici bir mesajla birlikte ‘Onu yapamayız ama bir sonraki rakibiniz -farzı misal- İsviçre’nin istatistiklerini size ulaştırabiliriz’ gibisinden (tabii geniş çaplı düşününce çok daha iyisi çıkacaktır) bir cevap verilebilir. (Veya maç öncesi rakip takımdan buna benzer mesajlar ve Türkiye’nin maçı kazanacağı vurgusu yapılabilir çeşitli şekillerde.)

Bunları yapmak için, bu ilanı da buna benzetmek gerekiyordu, örneğin ihtiyar kadın resminin yanına başka bir resim ekleyebilirdim yukarıdaki formata uyacak, ama söylediğim gibi aceleye geldi benim son anda bu ilana karar vermemden dolayı. Daha açıklayacak çok şey var ama son ana kadar revize etme çabasından dolayı bu not bile aceleye geldi!

15 Mayıs 2008 Perşembe

İş Aş Haydar Baş

: )

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Şimdi Kaç Kişisiniz?

Türkiye halkının ne kadar aciz durumda olduğunun bir göstergesi de Tuncay Özkan. Bir ideoloji iktidarı ele geçirdi ya, karşılarına babam çıksa o ideolojiye karşı çıkanların kahramanı olacaktı. Babam geç kalınca, Tuncay Özkan çıktı sahneye. Ve başardı, boşluktaki kocaman kitlenin kahramanı olmayı. Yahu görmüyor muydunuz bu adamın bir kilometre öteden fark edilen samimiyetsizliğini? Görmüyor muydunuz o konuşmalarındaki sahtekâr tavrı? Yüzünden buram buram akan tiynetsizliği görmüyor muydunuz?

Mitingler düzenlendi, kampanyalar yapıldı, internet siteleri kurulup kaç kişi var sayıldı... Al işte, Kanaltürk satıldı. %150 kârla, dincilere hem de. Şimdi ne oldu size Tuncay Özkan'ın peşine takılanlar? Neredesiniz? Kaç kişisiniz şimdi? %47'ye mi ekleneceksiniz?

Demek ki neymiş? Meydanlarda kudurup, ağızlardan salyalar akıtarak "Sağcıysanız mehapeyeee, solcuysanız cehepeyeee!!!" demekle olmuyormuş.

6 Mayıs 2008 Salı

Beni Tarihle Yargıla

"Titrek bir mum alevinin havaya bıraktığı bulanık bir is,
Ve göz gözü görmez bir sis değildik biz
Beni bilimle anla iki gözüm, felsefeyle anla,
Ve tarihle yargıla..."

Bal değildir ölüm bana,
İdam gül değildir bana,
Geceler çok karanlık,
Gel düşümdeki sevgilim,
Ay ışığı yedir bana...

”Ahh... Ben hasrete tutsağım,
Hasretler tutsak bana
Bıyığımdan gülüş sarkmaz,
Bıyık bırakmak yasak bana,
Mahpus bana, sus bana.
Yağlık ilmek boynuma...
Sevgili yerine
Koynuma idamlar alır, idamlar alır yatarım,
Ve sonra sabırla beklerim,
Bulutları çekersiniz üstümden,
Suçsuzluğumun yargılayıcılarını yargılarsınız,
Ve o güzel geleceği getirirsiniz bana...
Ölüm tanımaz işte o zaman sevgim,
Tırnaklarımı geçirip toprağın sırtına, doğrulurum,
Gözlerimde güneş koşar,
Ve çiçekler ekersiniz, çiçekler ekersiniz toprağıma...”

Duygu bana, öykü bana,
Roman gibi her an bana
Hücremde yalnızım gel,
Gel düşümdeki sevgilim,
Soyunup hazırlan bana.

“Biraz sonra asmaya götürecekler beni,
Biraz sonra dalımdan koparıp öldürecekler beni,
Hoşçakalın sevdiklerim;
Dört mevsim, yedi kıta, mavi gök...
Bütün doğa hoşçakalın...
Hoşçakalın sevdalılar,
Çocuklar, üniversiteliler, genç kızlar,
Sonsuz uzay, gezegenler ve yıldızlar,
Hoşçakalın...
Hoşçakalın senfoniler, oyun havaları,
Sevda türküleri ve şiirler.
Bildirilerimizin ve seslerimizin yankılandığı şehirler.
Dağlarında yürüdüğümüz toprak,
Yalınayak eylem adımlarıyla geçtiğimiz nehirler hoşçakalın...
Hoşçakalın ağız tatlarım;
Sıcak çorbam, çayım, sigaram...
Havalandırma sıram, banyo sıram, kelepçe sıram...
Parkamı, kazağımı, eldivenlerimi, ayakkabılarımı,
Ve kalemimi, ve saatimi,
Ve kavgamı bıraktığım sevgili dostlar
Hoşçakalın, hoşçakalın...”

Dostum bana, sevdam bana,
Soluğunu geçir bana,
Uyku tutmuyor gözüm,
Anılar sıraya girdi.
Gel anne süt içir bana.

”Hoşçakalın anılarımı bıraktığım insanlar,
Mutluluğu için dövüştüğüm insanlar,
Yedi bölge, dört deniz,
Yedi iklim, altmış yedi şehir,
Okullar, mahalleler, köprüler, tren yolları...
Deniz kıyıları, balıkçı motorları, takalar,
Asfalt yolu boyu dizilmiş fabrikalar,
Ve işçiler ve köylüler...
Hoşçakal ülkem
Hoşçakal anne, hoşçakal baba, kardeşim,
Hoşçakal sevgilim, hoşçakal dünya,
Hoşçakalın dünyanın bütün halkları,
Sınırlı olmayan mekâna,
Sınırlı olmayan zamana gidiyorum ben;
En sevda halimle, en yaşayan halimle,
Gidiyorum dostlarım,
Hoşçakalın, hoşçakalın...
Beni yaşamımla sorgula iki gözüm,
Beni yüreğimle, beni özümle,
Bilimle anla beni, felsefeyle anla beni,
Tarihle anla beni,
Ve öyle yargıla.


Söz: Ersin Ergün Keleş
Müzik: Ahmet Kaya

2 Mayıs 2008 Cuma

HAK-İŞ-miş


"Nefret ettiklerim" listesine dün gece bir yeni isim eklendi. Çok uykulu bir hâlde geçtim televizyon karşısına, bu haysiyetsizin söylediklerini duyunca uykum kaçtı. Biliyorum birbirine zıt düşüncelerdeki adamları biz sinirlenelim diye oraya koyup, para kazanmak için tartıştırdıklarını, ama bu kadarına yine de sinirleniyorum. Defalarca zıt fikirlere olan tahammülsüzlüğü eleştirdim burada, üstelik öncelikli eleştirdiklerim kendimi düşünce itibariyle daha yakın hissettiklerimdi. Dünkü ise bambaşka bir şeydi, tahammül edilir gibi değildi. Dün 32. Gün programında saçma sapan konuşan bu resimdeki adam değil, paraydı. Yaşadığı rahat ortamı sağlayanların sesiydi Salim Uslu'nun ağzından çıkan, onların sözleriydi. Satılmışlığıydı gözümüzün önüne serdiği, fikirleri değildi.

Niye bu kadar kızıyorum? Çünkü bu adam sendika başkanı. Şu söylediklerini AKP milletvekili olarak söylesin, ciddiye almam geçerim ama bu adamın sıfatı "sendika başkanı". Sarı sendikaymış, hükûmet yavşağıymış önemli değil. Bu adam işçiyi temsil ediyor, işverene "adamın öyle diyor" deme hakkı veriyor. Üstelik binlerce işçiyi kandırarak kendi yanına çekiyor, gerçek sendikaların gelişimine sekte vurmuş oluyor. Bu da bir devlet politikası elbette, yoksa işverenden memnun olan işçi neden örgütlenme ihtiyacı duysun ki, şirketidir zaten onun sendikası.

Dün gece bu haysiyet yoksunu herifin neler söylediği önemli değil, satılık fikirlerle burayı kirletmeyeceğim. Söylemek istediğim, şu herif adam yerine koyuluyor bu ülkede. Hiçbir işe yaraması mümkün değil ama tek vasfı, kendini satmasıyla rahatça yaşıyor bu ülkede. Ne geçim derdi var, ne de gelecek endişesi. Kendini sağlama almış, en güzel arabalara binip en güzel evlerde oturduğuna kalıbımı basarım. Ne yapıyor? Hiç! Sadece yukarıdan kendisine söyleneni. Yüzüne bakınca anlaşılmıyor mu böyle insanlar, yoksa ben tesadüfen mi anlıyorum her defasında?

1 Mayıs 2008 Perşembe

Sorunun Adını Koyalım: Türk Polisi Değil, Türk İnsanı


Evet başlık biraz garip. Bugünkü rezaletin sorumluları insan olamaz çünkü. Geçen senekinin de öyle, otuz sene öncekinin de öyle, hep öyle. Türk polisi deyince insanın aklına güzel şeyler gelmiyor, evet. Türk Polisi'ni yıllardır yönetenler bugünkü tablonun sorumlularıdır, evet. Polisin bugünkü kutlamalara müdahelesinin, kırmızı boyalı fişleme sularının, panzerlerin, copların sebebi de iki Türk faşisti ve daha da geniş bakıldığında onları da yönetenler, evet. Ama bunlardan bahsetmeyeceğim şimdi. Hatta bugünkü olaylardan da bahsetmeyeceğim, zira ilk kez kanlı canlı gördüm bu alçaklığı ve içimden hiçbir şey söylemek gelmiyor. Söylenecekler söylenmiş zaten.

Sözünü etmek istediğim, ki ona bile halim yok kısa kesmek istiyorum - en azından şimdilik, geçen yıl kafede oturan Masis Kürkçügil'i tokatlayan, bu yıl yerde oturan kadının yüzüne tekme atan, yolda yürüyen turist grubunun peşinden koşup gözüne kestirdiğini gürgen sopasıyla allah ne versiyse yoklayan polisler. Bunlara bu emri şefleri vermiyor, Celalettin Cerrah da vermiyor. Gördükleri eğitim de bunu söylemiyor herhalde, "tipini beğenmediğinize geçirin anasını satayım" diyen bir polis kitabı olduğunu sanmıyorum. Veya yoksayalım bu söylediklerimi, böyle eğitim görmüş, böyle öğrenmiş ve böyle emir almış olsunlar; yine de şu gördüklerimizi yapabilen insan normal olabilir mi? Polis demiyorum, insan diyorum çünkü bir zamanlar insandı şu resimdeki pespaye herif de. Nasıl böyle oldu peki? Neden böyle oldu?

Nedeni nasılı ülkemizde saklı. Evet polis eğitimlerinde şiddet içselleştirildi bu adama, evet Türk Polis Teşkilatı'nın baştan aşağı yozlaşmışlığına bulaştırıldı o da, onun da insan olarak eğitimine bakılmadı polis yapılırken evet... Peki soru şu, çok uç bir örnek mi bu adamın yaptığı, her sene görmüyor muyuz bunun gibilerini? Bu birinci soruydu. İkinci soru şu olsun; polisleri bir kenara koyup etrafımıza bakalım, şu şekilde davranacak insan sayısı çok mu az? "Miligram deneyi"ni hatırlayalım; hani şu öğretmen, öğrenci, elektrikli olan. Veya bir üçüncü soru, herhangi bir konuda vur deyince öldürmeyen kaç kişi var etrafımızda? Vur demenin yanlışlığına değinmeyeceğimi bir kez daha söylüyorum.

Polis o kadına vurduğunda yalnızca o kadına vurmuyor aslında. Karısına vuruyor tekmeyi sabah kendisini kızdıran, kayınvalidesine vuruyor yumruğu cevap veremediği, amirine sallıyor copu her gün küfrünü yediği, borcunu ödeyemediği bakkala, manava, kredi kartlarına; şampiyonluğu kaybeden Fenerbahçe'ye sıkıyor biber gazını. O kadına o tekmeyi vuran adamla, sabah otobüste her fırsatta birilerini azarlayan otobüs şöförü aynı adam aslında. Devlet dairesinde vatandaşın işini yavaş gören, en ufak sorusuna ters yanıt verip gider yapan adam da aynı, youtube'de küfürleşen yüzbinlerce insan da. Yolda yürürken her yanımızda onun gibilerini görüyoruz ama şimdi fırsatını bulduğumuz için sadece yukarıdaki hayvanı konuşuyoruz. Neyse, uzun uzadıya anlatamıyorum şimdi. Türk polisi de neticesinde Türk insanı işte, değişen bir şey yok. Gözümüzün önüne tutulan aynanın da sanki başkasının suretiymiş gibi lafını edip ikiyüzlülüğümüzü sergilemeye gerek yok. "Polis ne yaptıysa doğru yapmış, hepsi vatan haini bunların." diyenlerin sözü bile bazılarına nazaran daha değerli benim gözümde.