15 Mart 2008 Cumartesi

AKP'ye Kapatma Davası

Çok fazla hukuk bilgisi sahibi değilim, eğer AKP'nin kapatılması için gerekli şartlar mevcutsa AKP tabii ki kapatılsın. Şunu da söyleyebilirim ki ben sadece kendi adıma düşündüğümde, zihniyetlerinden nefret eden birey Atahan olarak bundan mutluluk duyarım. Ama parti kapatmanın hiçbir şeyin çözümü olmayacağının bilinmesi gerekir, bir. İkincisi, hiçbir şahıs veya kurumun bundan prim yapmaması gerekir. Olması gereken bu, ama öyle olmayacak. Ne olacak? Yine aynı yerde dön baba dönelim olacak, başka bir şey değil.

Böyle davalarla hiçbir yere varamayacağımız çok açık. O yüzden değil sevinmek, sinirlenmekten başka bir şey gelmiyor benim elimden. Bu kapatma davasından prim yapacak olanlar yıllardır böyle küçük işlerle uğraştıkları, geniş açıdan bakmayı beceremedikleri için her şeyini plânlı yapan AKP tarafından seçimlerde ezildiler. Bu dava da yine AKP'ye yarayacak. Ama esas sorun yine bu değil. Benim endişem ''AKP'nin yenisi kurulacak, yine onlar iktidar olacak, hem de daha fazla oyla.'' değil. AKP'ye oy veren büyük kitle -ki hiç fark etmez, isterse %1 olsun- ne olacak? İçine düşecekleri boşluktan mı faydalanılacak? Ne zaman öğreneceğiz yenilgiyi kabullenmeyi ve futbolcu deyimiyle ''önümüzdeki maçlara bakmayı''? Hatalardan ders çıkarmak yerine bel altı vurmak için bu heves neden? Böyle böyle bir arpa boyu yol alamıyoruz ülke olarak. Zamana ayak uydurup yeni yöntemler geliştirmek yerine başarılı olanı tutup aşağı çekmek tek bildiğimiz. (Başarıdan kastımın seçimdeki başarı olduğunu söylememe gerek var mı?)
Parti adı AKP olsun, DTP olsun, CHP, ÖDP olsun hiç önemli değil. Nitekim DTP davası hakkında bir yerlerde yazdıklarım, bugün AKP'ye açılan dava hakkındaki düşüncelerimle aynıydı:
''Parti kapanacak, tamam. Parti üyelerine siyaset yasağı getirilecek, ona da tamam. Peki DTP'ye oy veren kitle ne olacak, onları da araştırıp oy kullanma yasağı mı versinler? Görmezden mi gelelim ülke olarak?

DTP kapanır, kimseye siyaset yasağı gelmeyeceğinden yenisini zaten kurarlar. O hiç önemli değil. Asıl önemli olan insanların neden DTP'ye oy verdiklerini düşünüp de bundan sonuç çıkarmak. Bunu da yapmaya niyetli pek kimse yok maalesef.''

AKP'nin kapatılmasını ihtimaller dahilinde görmüyorum, o apayrı bir mevzu. Ama şu resimdeki demokrasiden anlamayan şahısların demokrasi bekçiliği yapmalarından, üstelik bunda haklı olmalarından midem bulanıyor. AKP zihniyetinin haklı yöntemlerle çürütüleceği bir ülke ve ona layık bir halkın olduğu günleri görmek dileğiyle...

14 Mart 2008 Cuma

Youtube Yasağı

Hayır yorum yapmayacağım. Ülke babalarının malı değil mi, istediklerini yaparlar. Sadece blogdaki videoların geçici olarak serviş dışı olacağı duyurusunu yapmak zorundayım. Geçici olarak, çünkü yarın öbür gün paşa gönülleri öyle ister, veya ne bileyim çoluk çocuklarının ödev yapmak için siteye girmesi icap eder, şakkadanak açarlar tekrar siteyi.

Ha ne diyordum. Videolarımız geçici olarak servis dışı. Benim de bu konuda söyleyeceğim budur.

13 Mart 2008 Perşembe

Otherwise



Şarkı sözlerini yazacaktım, vazgeçtim. Şarkı ve hayatıma etkisi hakkında uzun uzun bir şeyler yazacaktım, yine vazgeçtim. Bundan daha güzel bir şarkı yapılabilir mi? Hayır yani soruyorum, yapılabilir mi? Evet tabii ki yapılabilir ama o kadar da kolay değil. Tokattır bu şarkı, tokat. Yıllar sonra gelen, geç kalmış tokat. Morcheeba'dan Otherwise.

12 Mart 2008 Çarşamba

Yaprak Dökümü

Quisiera tener alas para volar,
para volar,
quisiera tener alas para volar,
quisiera tener alas para volar.
Para volar
cruzar por el espacio en libertad
cruzar por el espacio en libertad.
En libertad, como los pajarillos
en libertad
que nadie me pregunte: ¿a dónde vas?

En Libertad / Inti-Illimani

11 Mart 2008 Salı

Küçük Kız Motifi

Böyle bir şey var. Kızlar içinde bulundukları zor durumları aşmak için ''küçük kız'' rolüne bürünüyorlar. Şirinlik olsun diye çocuk sesiyle konuşmak değil sözünü ettiğim. ''Bu küçük kız çocuğu hiç...'' ya da ''Küçük bir kızın dünyasındaki tüm...'' kalıplarıyla başlayan cümlelerden bahsediyorum. Bugün fark ettmiş bulunuyorum ki duymaktan bıktıklarım arasında ilk sıralarda kendine yer edinmiş bu cümleler. Bu çok açık ki bir çeşit duygu sömürüsüdür, demagojidir, istismarın ağababasıdır. Ve ben o kadar aptalımdır ki bunu her duyduğumda içimden bir şeyler kopar, üzülürüm, kendimi suçlu hissederim. Ulan Ata, ne biçim adamsın sen, bak gördün mü incittin küçücük kızı, tu sana yazıklar olsun! Bunu hissettirmektir yani kullanım amacı. Ve ben bile bile yine de hissederim. Dünyanın en haklı insanı olsam, o an yine kendime haksız muamelesi çekerim.

Çok şükür kullanım alanı sınırlıdır. Favori durum ayrılıklardır. İyi de neden ''kız çocuğu''? Masumiyetten mi? Ben senin azılı bir katil olduğunu hiç düşünmedim ki. Şirinlikten mi? E hadi buna ihtiyacın yok diyelim. İlgi mi istiyorsun? Küçücük kız çocuklarının gördüğü ilgiyi kıskanmak hiç yakışıyor mu sana? Yapmayın şunu beya.

10 Mart 2008 Pazartesi

Poema X

Hemos perdido aun este crepúsculo
Nadie nos vio esta tarde con las manos unidas

mientras la noche azul caía sobre el mundo.

He visto desde mi ventana
la fiesta del poniente en los cerros lejanos.

A veces como una moneda

se encendía un pedazo de sol entre mis manos.

Yo te recordaba con el alma apretada

de esa tristeza que tú me conoces.

Entonces, dónde estabas?

Entre qué gentes?
Diciendo qué palabras?
Por qué se me vendrá todo el amor de golpe
cuando me siento triste, y te siento lejana?

Cayó el libro que siempre se toma en el crepúsculo,

y como un perro herido rodó a mis pies mi capa.

Siempre, siempre te alejas en las tardes

hacia donde el crepúsculo corre borrando estatuas.

Latin Amerika'da Dengeler Karışıyor


Böyle olacağı 2 Aralık'taki referandum sermaye medyasının üstün çabasıyla %51'e 49 kaybedildiğinde belli olmuştu ama bu kadar erken de beklemiyordum. FARC liderlerinden Raul Reyes ve 16 (23?) arkadaşı Kolombiya ordusu tarafından öldürüldü. Katliamın tam da FARC'ın Chavez arabulucuğuyla barış adımları attığı dönemde, üstelik izin almadan girdikleri Ekvador topraklarında yaşanması, olayın o kadar da basit olmadığını gösteriyor.

Nitekim Latin Amerika'da işler karıştı ve neredeyse savaşın eşiğinden dönüldü. Chavez benzer bir olayın Venezuella topraklarında gerçekleşmesi halinde savaşa yol açacağını belirtti ve Kolombiya sınırına asker yolladı. Venezuella'yla birlikte Ekvador ve Nikaragua da Kolombiya'yla tüm diplomatik ilişkilerini kesti. Kolombiya Başkanı Alvaro Uribe, bu iki ülkeyi terörizme destek vermekle suçlayarak ipleri iyice gerdi. Savaş çıktı çıkacak derken özellikle Chavez'in uzlaşmacı ve sağduyulu yaklaşımı (bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi) şimdilik ortamı yumuşattı.

Şimdilik yatışan sinirlere rağmen, bu uzlaşı uzun ömürlü olacak gibi durmuyor. Zira Amerika'nın Latin Amerika'daki kolu bacağı diyebileceğimiz Kolombiya'nın ortalığı karıştırması sebepsiz değil tabii ki. Plân belli ve uygulamaya geçirilmesi için uygun zaman kollanıyor. Öyle ya da böyle, en ufak bir karışıklıkta Amerika'nın Kolombiya'ya yardım bahanesiyle askeri müdahalede bulunması kaçınılmaz. Nitekim Bush hiç beklemeden Kolombiya'ya destek verdiklerini açıklamış bile.

Yani nedir? Ortadoğu'da uygulanan politika aynen Latin Amerika'da da uygulamaya konmak istenmektedir. Başaramayacaklarından umutluyum. Umudumun kaynağı da doğrusuyla yanlışıyla işte bu adam...


Gördüğümüz gibi arkasına Bolivar'ı almış yürüyor. Mükemmel mi? Değil. Ama en azından umut veriyor.

9 Mart 2008 Pazar

Hrant

Şu dağdaki gezene bak
Gözlerinin rengine bak
Seni vuran beni de vursun
Şu feleğin işine bak

Dağlarda talan olur mu
Dosta hiç yalan
Ölürsem duyan olur mu
Şu feleğin işine bak

8 Mart 2008 Cumartesi

Littlest Things



Özel. Ve güzel.

(Çok sonra gelen ek: "-di".)

7 Mart 2008 Cuma

22: The Death of All The Romance



The Dears, güzel müzik icra eden bir gruptur, en güzel şarkısı budur. Buna ilaveten, parça ne kadar güzelse klip de o kadar güzeldir. ''Şarkı'' kelimesi yerine neden ''parça'' demeyi seçtim bilmiyorum, böyle daha bir havalı oluyor sanki. Vj terminolojisi kullanayım da namım yürüsün der ve memleketimin tüm artizlerine (evet 'z' ile) selam durur, saygılar sunarım.

Blog'a video koymak pek adetim değildi şu ana kadar. Şunu bir koyalım da klip neymiş sergileyelim dedim. Şimdi kontrol edeceğim; baktım ki video eklemek siteyi yavaşlatıyor, bir daha böyle bir hataya teşebbüs etmem. Ha yok işleri zorlaştırmıyor da ayrı bir renk, bir zenginlik katıyorsa birkaç video koyarım. Aklımdan geçen her şeyi de yazıya dökmek zorunda değilim ayrıca, dolayısıyla bu paragrafın burada hiç olmaması gerekiyordu. Bunlar benim içseslerim ey okur! Haddini bil, sınırlarını aşıp özelime girme.

6 Mart 2008 Perşembe

Esenlik Bildirisi

Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir
kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa
yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa
o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir

Duygular paketlenmiş, tecime elverişli
gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir
gazeteler tutuklamış dünya kelimesini
o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir

Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız
ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir
söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız
öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir

Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır
kin, susturur insanı; adına çıdam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtır
o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir

Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın
ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir
haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın
yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.

İsmet Özel
1973

5 Mart 2008 Çarşamba

69 Love Songs

Odessey & Oracle deyince aklıma The Magnetic Fields'in bu güzel albümü geldi. Henüz sadece birkaç kez baştan sona dinlemiş biri olarak modern zamanların Odessey & Oracle'ı ya da Pet Sounds'u olarak gösterebilirim bu albümü. Tamam tabii ki mukayese kabul etmez ama günümüz şartlarındaki yeri budur bu albümün; güzellik bakımından olmasa da konsept açısından öyle en azından.

Şimdi... İlk olarak ''Absolutely Cuckoo'' çıktı karşıma tesadüfen. İndirip dinledim, ne güzelmiş dedim. Last Fm sayfasına girip tiplerine baktım adamların, yok dedim uyuzdur bunlar, diğer şarkılarını indirmeden geçtim.

Sonra Tindersticks'in Let's Pretend'ini indirmek için arattım, karşıma ''Let's Pretend We're Bunny Rabbits çıktı. Çok ısrar ettiler dedim, indireyim haydi bunu da. Bu şarkı da idare eder dedim, diğer şarkılarıyla yine de ilgilenmeyecektim. Gel gör ki albümün adı ilginç geldi, şarkıları aratmaya karar verdim. Şarkı isimleri de gözüme yaratıcı görününce ve bu albümün gerçekten de 69 şarkılık bir koleksiyon olduğunu anlayınca, projeyi de yaratıcı buldum ve albümü edinmeye kararverdim. Sonuç pozitif.

Bugüne kadar nasıl haberim olmamış bu albümün sahibi olan güzel adamlardan, hayret.
Tavsiye ediyorum!

4 Mart 2008 Salı

Jusqu'ici Tout Va Bien

Daha bu bir şey değil, 49'dayız.

3 Mart 2008 Pazartesi

Odessey & Oracle

The Zombies’in 1968’de çıkardığı, gelmiş geçmiş ve gelecek en iyi albümlerden biri. Bu abartısız yorumumdu; biraz mübalağa etmeye meyletsem ‘’insanlığın başına gelmiş en güzel şey’’ de diyebilirdim. ‘’British Psychedelia, The Zombies, en’’ kelimelerini, uygun sıfatı bir türlü bulamadığım için cümle içinde kullanamıyorum. Yalnızca binlerce kez dinlense doyulamayacak bir yapıt olduğunu ekliyorum.

Dikkat çekeceğim bir diğer nokta, Odessey & Oracle’ın az bulunan German Import’unun albümün değerine değer katmasıdır. Esas albümdeki 12 şahesere 16’sının daha eklendiği bu albüm Zombie Heaven projesinin ikinci CD’si olarak ‘’Odessey & Oracle and the Lost Album’’ adıyla da bulunabilir. Her ne kadar albümdeki en güzel şarkılar çoğunlukla ilk 12’de konuşlanmış olsa da, arkadan gelen 16 da bünyesinde ‘’Imagine the Swan’’, ‘’Girl Help Me’’ gibi müthiş sürprizler barındırmaktadır.


1. Care of Cell 44 (çok hoş)
2. A Rose for Emily (çok hoş)
3. Maybe After He's Gone (hoş)
4. Beechwood Park (harika)
5. Brief Candles (çok güzel)
6. Hung Up on a Dream (mükemmel)
7. Changes (şahane)
8. I Want Her She Wants Me (çok güzel)
9. This Will Be Our Year (süper)
10. Butcher's Tale (nefis)
11. Friends of Mine (çok hoş)
12. Time of the Season (popüler)

+

13. I Call you Mine (pek güzel)
14. She Loves the Way They Love Her (hoş)
15. Imagine the Swan (inanılmaz)
16. Smokey Day (güzel)
17. If It Don't Work Out (hoş)
18. I Know She Will (pek hoş)
19. Don't Cry for Me (vasat)
20. Walking in the Sun (hoş)
21. Conversation Off Floral Street (başarılı)
22. I Want You Back Again (eh)
23. Gotta Get a Hold of Myself (eh)
24. Goin' Out of My Head (80’leri erken getirmişler)
25. She Does Everything for Me (güzel)
26. Nothing's Changed (hoş)
27. I Could Spend the Day (çok güzel)
28. Girl Help Me (müthiş)

2 Mart 2008 Pazar

Mustafa Kemal Can'ın Ardından

İlk Kemal Sunal'a yakıştıramamıştım ölümü, inanamamıştım öldüğüne. Ardından Barış Manço'nun göçüyle hissettim aynı duyguyu. Artık büyüdüm, ölümün doğallığını anladım derken Mustafa Kemal Can'ın ölümüyle yine aynı his saplandı içime.

Unuttum zannettiğim anılarım bir anda canlandı kafamda. Seni çileden çıkardığımız anlar geliyor aklıma. Bir de marifetmiş gibi yıllarca anlattık sana yaptıklarımızı. Hocam, ''affet'' demiyorum çünkü içten içe bizi öyle de sevdiğini biliyorum. Biz de seni sevmiştik hocam. Farkında olmasak da seviyormuşuz en azından...