1 Kasım 2013 Cuma

Mandalinalar

Bu sabah, her zamankinden daha keyifli bir şekilde uyandım. Her zamankinden daha erken saatte çıktım evden. Hep iki poğaça alırım işe giderken, dedim ki bugün şöyle güzel bir kahvaltı hazırlayayım kendime. Ofis eve yürüyerek beş dakika, bir beş dakikada da kahvaltılık malzeme aldım. Sonra süpermarketin önünden geçerken tezgâhtaki mandalinaları gördüm, canım istedi kaptım üç tane, dedim öğle yemeğinden sonra bunları ezerim. Marketteki üç kasanın yalnızca biri açık, sıra da var... Dedim Atahan, işin mi var, bekle. Bekledim. Sıra bana geldiğinde fark ettim ki kasada tartı yokmuş. En az üç dakika tartı işine bakan kızı bekledikten sonra üç mandalinayı tarttırdım, kimse de demedi ki sıra sendeydi, en baştan sıraya girdim. Olsun, acelem yoktu.

Sıra tekrar bana gelmek üzereyken, 'gerilerden gelen' bir abla, "Pil alacağım boyum yetişmiyor, bana yardım edecek kimse var mı" diye sordu sıradaki kalabalığa. İlk anda oralı olmadım çünkü ben uzun boylu bir insan değilim, insanların uzanamadığı yerlere uzanma kariyerim geçmişte annemin üst raflardan istediği tabaklardan ibaret. Fakat o kadar adam ablanın yüzüne bakmayınca, içten içe başarısız olmaktan da korkarak görevi ben üstlendim. Sıramı bırakarak pil alanına doğru hareket ettim. Piller, çalışmayan kasaların birinin arkasındaydı. Daracık yollardan geçerek ulaştım hedefe. Sahiden de epey yüksektelerdi. Baktım işim o kadar kolay değil, çantamı ve az önce aldığım kahvaltılık malzemeleri yere bıraktım, zor da olsa ablanın istediği pile uzandım. "Onun yanındakine de bakabilir miyim" dedi gizemli abla. Farklı bir konuşma tarzı vardı, dikkatimi çekmişti. Muhtemelen bir anneydi ama tam olarak bizden biri de değildi, böyle anne gibi değil de uzak akraba annesi gibiydi, acaba kimdi, ne kadar mütebessimdi... Sormadım, istediğini yaptım. İlk denemede başarılı olmanın verdiği güvenle daha kolay olmuştu ikincisi.  "Bunların birbirinden ne farkı var" sorusuyla karşılaştım bu kez. Bilmediğimi söyledim, sonuna hafif sitemkâr bir "abla" ekleyerek. Boş gözlerle ambalajlarına baktı, o da anlamadı. İlk verdiğimi aldı, hiçbir şey söylemeden uzaklaştı.

Bıraktığım yerden çantamı ve kahvaltılıklarımı alıp tekrar sıraya geçtiğimde küçük bir sürprizle karşılaştım. Abla önümdeydi. Bekledim, hiçbir şey söylemedi. Sıra ona geldi, elindeki çok sayıda malzemeyi sepetinden çıkarıp kasanın üzerine koydu. 75 lira 80 kuruş tutan alışverişini bitirdi, gitti. Bense toplamda 44 kuruşluk üç adet mandalinayı yaklaşık 20 dakikada almış olmanın verdiği huzurla yoluma devam ettim. Öyle bir huzur ki, hâlâ kahvaltı etmiş değilim.

Geçmiş cumhuriyet bayramınız kutlu olsun.

1 yorum:

Eda dedi ki...

eee güzelmiş, ayılmışsındır yaşadığın memleketi hatırlayarak uyanırsın sabahları artık :)